Yaşadığımız şu günlerde yüz binlerce küçük ve büyükbaş hayvanın “kurban” adı altında kesildiğine şahit oluyoruz. Bu yazımla Kurban Bayramı’nın amacını ve tarihçesini kısaca anlatmak istiyorum.

Her şeyden önce belirtmeliyim ki bu bayram, İslam dininin ortaya çıkışıyla beraber değil; binlerce yıl önceden, bütün semavi dinlerin atası olarak kabul edilen İbrahim Peygamber dönemine, daha doğrusu onunla birlikte başlayan bir dini ritüele dayanmaktadır.

Bu bayramın ortaya çıkışını anlatmadan önce şunu belirtmek isterim ki bu yazının hedefi hiçbir dinin, mezhebin ya da bir inanç grubunun dini inançlarını yermek ya da bunlardan birinin diğerinden üstünlüğünü savunmak değildir. Yazının amacı, bu toplumsal olayı tarihsel bir çerçevede okurlarımıza aktarmaktır.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi Kurban Bayramı, İbrahim Peygamber ile birlikte başlamıştır. İncil ve Tevrat’ta olay şöyle anlatılmaktadır: Hz. İbrahim, 100 yaşlarına gelene kadar nikâhlı eşi Sara’dan bir erkek çocuğa sahip olamamıştır. Eşi Sara da o sıralarda 70 yaşlarındadır ve çocuk doğurma yaşını çoktan geride bırakmıştır.

Tevrat ve İncil’deki hikâyeye göre Hz. İbrahim’in nikâhlı eşi Sara, artık çocuk doğuramayacağını anlayıp umudunu kesince bir gün kendi kölesi olan Mısırlı Hagar’ı Hz. İbrahim’e göndererek ondan bir çocuk yapmasını tavsiye eder. Bunun üzerine Hagar Hanım, Sara’nın tavsiyesine, daha doğrusu emrine uyarak İbrahim’e gider ve onunla ilişkiye girer. Bu ilişkiden hamile kalan Hagar Hanım bir erkek çocuk dünyaya getirir. Bu çocuk İsmail’dir ve Hz. İbrahim’in ilk çocuğudur.

Kur’an, İncil ve Tevrat’taki başka bir anlatıma göre ise olay şöyledir: Hz. İbrahim bir rüya görür ve Allah ona nikâhlı eşi Sara’dan bir erkek çocuğu olacağını, ancak onu kurban etmesini ister. Hatta bir iddiaya göre Allah bunu Hz. İbrahim’e misafir geldiği bir günde söyler. Sara Hanım gerçekten de ilerlemiş yaşına rağmen (yaklaşık 90 yaşındadır) hamile kalır ve İshak’ı doğurur. O sırada Hz. İbrahim yaklaşık 100 yaşındadır.

Müslümanlara göre Hz. İbrahim, Allah’a olan bağlılığını ispat etmek için ilk çocuğu İsmail’i kurban etmek ister. İsmail’i kurban edeceği sırada bıçak bir türlü İsmail’in boynunu kesemez. Hz. İbrahim o anda sağına soluna bakınıp bıçağın neden işlemediğini düşünürken bir koç belirir ve kendisine Allah tarafından seslenilir: “Ey Hz. İbrahim, sen sadakatini ve bağlılığını ispat ettin. Biz sana kurban olarak bir koç gönderdik, onu kurban et.” Bunun üzerine Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail’i değil, bir koçu Tanrı’ya kurban eder.

O tarihten beri Kurban Bayramı günümüze kadar bir dini ritüel olarak gelmiştir. Tabii neden başka bir hayvan değil de bir koçun kurbanlık olarak gönderildiğini “ancak Allah bilir”. Acaba Allah, Hz. İbrahim’in bir koyun sürüsüne sahip olduğu için mi böyle yaptı? Yoksa Hz. İbrahim bu ritüeli kendi ticari menfaati için mi uydurdu? Bu iki konuda benim bir bilgim yoktur.

Ayrıca çeşitli kaynaklara göre Hz. İbrahim, Mezopotamya’dan (Urfa’dan) Mısır’a göç etmek zorunda kalırken sahibi olduğu koyun sürüsüyle birlikte göç etmiştir. Beritiyan aşiretinden de olabilir. Mısır’da ise Firavun’un koruması altında, et ihtiyaçlarını karşılamak için büyük bir mezbahanın sahibi olduğu başka bir iddiadır.

Süreç içinde Hz. İbrahim, İsmail’i ve annesini kovarak çöllerde yaşamaya mecbur bırakmıştır. Bu kovmanın esas sebebi İsmail ile İshak arasındaki miras kavgasıdır. İshak daha sonra evlenir ve 12 çocuğu olur. Bu 12 çocuk aynı zamanda İsrailoğullarını temsil eden 12 kabileyi temsil edecektir.

İshak ve İsmail arasındaki kavgalar, daha doğrusu Hacer ile Sara annelerin, mirasın esas sahibinin kendi çocukları olduğunu iddia etmelerinden kaynaklanmaktadır. Kısacası İsmail ve annesinin evden kovulması bu sebepten olmuştur.

Dönemin kurallarına göre, hatta bugün bile örneğin krallıklarda ilk doğan erkek çocuk hanedanın birinci sorumlusu ve ilk kral olma hakkının sahibidir.

Müslümanlarda Kurban Bayramı’nın anlamı:

Kurban Bayramı, Müslümanlar için Allah’a olan bağlılığın bir sembolü olarak yapılan bir ibadet (ritüel) türüdür. Kurban Bayramı, Hz. İbrahim’in Allah’a olan bağlılığını göstermek için oğlu İsmail’i kurban etmek istemesiyle başlayan ve günümüze kadar gelen bir gelenektir.

Farklı din ve kültürlerde kurban ve Kurban Bayramı:

Hristiyanlarda Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etme girişimi kabul edilmekle birlikte bu dini ritüel uygulanmamaktadır.

Yahudilerde kurban ritüeli yaklaşık MS 70 yılına kadar sadece Kudüs Tapınağı’nda icra edilirdi. Bu tapınağın MS 70’li yıllarda yıkılmasından sonra bu ritüel yapılmamaktadır. Bunun yerine aynı mekânda üç kez dua edilmektedir.

Doğu dinlerinde (Hinduizm ve Budizm) çeşitli dini ritüeller olmakla birlikte İslam’daki gibi kurban ayinleri yoktur.

Eski Mısır’da, İslam’daki gibi olmasa bile, Osiris tanrısı için boğalar kesilir ve dört parçaya bölündükten sonra eti tüketilirdi. Buna benzer başka dini ritüeller de vardı.

Güney Amerika’nın eski kültürlerinde kurban ritüeli çok daha yaygın bir dini ayindi.

İnka kültüründe tanrılara kurban edilmek üzere çocuklar ve gençler uzun süre hazırlandıktan sonra And Dağları’nın zirvelerinde inşa edilen tapınaklarda kurban edilirlerdi. Kurbanlık çocuk ya da gençler kafalarına vurularak öldürülür ve tanrılara sunulurdu. Yapılan arkeolojik kazılarda kurban olarak öldürülen insanlara ait toplu mezarlar tespit edilmiştir.

Aztek kültüründe de kurban ritüeli çok önemli bir dini ayindi. Burada da kurbanlık olarak insanlar, özellikle savaşlarda esir alınan kişiler seçilirdi. Esirlerden seçilen kişiler tapınaklara çıkarılır, dini önderler (rahipler) tarafından kalpleri keskin taşlarla çıkarılarak kurban edilirlerdi. Gerek İnkalarda gerek Azteklerde kurbanlar esas olarak tanrılara adanırdı.

Türkiye’de kurban ritüeli:

Diğer tüm Müslüman ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de dini bir ritüel olarak her yıl Kurban Bayramı’nda kurbanlar kesilmektedir. Hac ritüelinden sonra yerine getirilen bu dini geleneğin esas amacı ilk yıllarda fakir insanlara et ulaştırmak iken, günümüzde bu gelenek büyük ölçüde ticari bir eyleme dönüşmüş durumdadır.

Örneğin şehirlerde birkaç yüz kiloluk bir boğa, 4-5 kişi tarafından kurbanlık adı altında kestirilip etler kendi aralarında paylaşılmaktadır. Kısacası yapılan dini ayin, insanların yıllık et ihtiyacını daha ucuza karşılayıp depolamaktan ileri gitmiyor. Kurban derilerini kapma kavgalarını anlatmaya gerek yok. Son yıllarda daha büyük buzlukların neden çoğaldığını da anlayabiliyoruz.

Elbette herkes aynı imkâna sahip değildir ve kurban kesememektedir. Günümüzde bu dini ayini farklı şekillerde yerine getiren insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Örneğin bazı insanlar, ille de hayvan kesmek yerine bu dini görevlerini başka biçimlerde yerine getirmektedirler. Son yıllarda yurt dışındaki insanlar ya bir hayır kurumuna bağış yapmakta ya da Türkiye’de bir kuruma kendi adlarına kurban bağışında bulunabilmektedirler.

Bir kısım insan ise tamamen sosyal amaçlarla bağış ve yardımlarda bulunmaktadır.

Ben şahsen son yaklaşımı daha mantıklı buluyorum. Bir kişiye bir seferde biraz et vermektense farklı yöntemlerle aynı görevi yerine getirebiliriz. Örneğin muhtaç kişilere, bazı sosyal kurumlara, doğamızı ve ekolojik yapımızı korumaya yönelik çok daha faydalı bağışlar yapılabilir. Tabii eğer ille de Kurban Bayramı geleneğini yerine getirmek istiyorsak.

Biz yurt dışındakiler (derneğimizin üyeleri), bu geleneği imkânlarımız dâhilinde ihtiyaç sahibi ailelere yardım, maddi durumu zayıf olan öğrencilere burs ya da herhangi bir doğa koruma çalışmasına (ekolojiye) destek vererek sürdürebiliriz.

Mesela bu amaç için verilen bağışlar ortak bir hesapta toplanarak her yıl uygun görülen bir alanda kullanılabilir. Bu kadar hayvanın canına kıymaktansa böyle bir yaklaşım herhalde daha iyidir.

Allah’ın ne ete ne de torpile ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Daha aydınlık günlere.